30 Aralık 2014 Salı

Meditasyon Etkisi

Sen bağırıp çağırırken,elleriyle ağzını ani bir hareketle kapatır ve sarılır ya sevdiğin...O an sadece susmak eylemini gerçekleştirirsin, Sarılırsın gayri ihtiyari. Sakinleşmekten başka yol bırakmamıştır sana.Sinir bir anda huzura çevirir rotasını.!
...
Kredileri yüksek insanlar vardır hayatımda.Pek kolay sinirlenmem onlara.İnsanüstü varlık sanılmam bu yüzden aslında.Marifet bende değil onlarda.İşte onlardan biri tam da duymak istediğim şeyler söyledi. Kızgındım...İfade ediyor ama git gide sertleşiyordum. Üslubumu bozmama az kalmıştı ki, sen dedi...Sen nasıl bir insansın ki,meditasyon etkisi yaratıyorsun karşındakinde.
Öyle güzel bir sese sahipsin ki,tedavi ediyorsun adeta,huzur buluyor insan seninle.Öyle çok seviyorum ki seni,kızma bana...Ne yapıyorsam sana olan itimadımdan...Ne olur sesini esirgeme ruhumdan...
Sustum...Gülümsedim...Çok ama çok mutlu oldum...
Birinde/birilerinde böylesi güzel etki bırakmak...Muazzam...
Şımarmayacağımı biliyorsun değil mi?Lütfen bana bunları arada söyle.Söyle ki,enerjimi tükettiğinde yola devam edebilecek gücü bulayım kendimde...
...
not:kar sevmeyen ben bugün keyifle izlemekteyim damların üzerindeki beyaz örtünün dışımdaki herkese verdiği mutluluğu...Karlı İstanbul sabahından günaydın herkese...

25 Aralık 2014 Perşembe

1'e 2 Kala

/1 kalmış aslında/


1 yıla 2 gün kaldı. Zaman ne çabuk geçiyor demeyeceğim,kolay ve hızlı geçmedi çünkü.Ama çok keyifli ilerledim.Her an damağımda ayrı bir tat bıraktı.Hayatım boyunca yaşayabileceğim en büyük deneyimdi.Bundan keyif alabilmek için önce yaşayacağım durumu farkında olmalıydım. İsterseniz bir çoğunuzun bildiği ve belki de okumaktan sıkılacağı konuya baştan başlayalım...
Sıradan bir göz kontrolünde gözde bir ödem teşhis edildi ve bunun beyindeki bir hastalıktan dolayı oluştuğu düşünüldü.Bir takım testler sonucunda beyinde su toplaması(hidrosefali)hastası olduğum ortaya çıktı.Doğumumdan itibaren bu hastalığa sahip olmadığım için şanslı kabul edilirken,hiç bana uğramaz sanıyordum.Doğarken onca hastalığın içinde bir de bu yoktu ya bir daha olmazdı sanki.Oluyormuş,oldu.Varsın olsun.Çok iyi bildiğim bir hastalık olmasına rağmen ilk duyduğumda çok şaşırdım.Lakin annem yanımdaydı ve onun bu şoku üzerinden atması için benim dirayetli olmam lazımdı.İşte o ilk andan itibaren ben hep benim dışımdaki insanlar için dik durdum. İyi ki de durdum.Daha kolay oldu her şey.Çok hastane,çok doktor çok tetkik...3 hafta sonra artık ameliyat olabilecek hale geldim ve 5 gün yatmam gerekirken 4. günde taburcu oldum.Durumumun iyiye gitmesinden değil,ameliyattan sonra vücudumda anormal derecede allerji oluşmasından dolayı erken taburcu edildim.Hastanede kaldığım süre içinde gerek doktorum gerek hastane personeli ilgisini muazzam şekilde hissettirdi.O adam benim şansım diyorum hep...En yakınımdaki özel hastanede çalışıyor olması,evrenin benim sesimi duymasındandı. Ameliyat önce nasıl yaptım bilmiyorum ama herkese kulağımı tıkadım.Öyle çok eleştiren oldu ki beni,profesörlerle dolu devlet hastanelerini araştırırken ve bu ameliyattaki başarı oranlarına güvenemezken bu adamın bu işte başarılı olduğunu farkedip kendimi teslim etmem bir hayli eleştiri konusu oldu.Ben inandım ya bir kere,kilitledim beynimi herkese.Öncesinde ilk teşhisi duyduğumda itiraz ettim elbette.Olmam ben o şant ameliyatını dedim yüksek sesle.Mecbur kaldım.Yaşamak için o şanta ihtiyacım olduğuna inandım.O halde beni bekleyen tüm sıkıntılara hazırlıklı olmalıydım.Okumadığım hasta yorumu,tıbbi makale kalmadı.Bir tıb öğrencisi kadar bilgi edindim desem eksik kalır.Beni neyin beklediğini bilirsem psikolojik olarak daha iyi hazırlanabilirdim.Ve her an işin ters gitme olanağı var iken ben kendimi moral ile dik tutar bu işi kotarırdım.Buna inandım. Şant takılan hastalar hayatları boyunca çok kez tıkanma yaşadıklarından,bu ameliyatı olmak zorunda kalıyorlar,biliyorum.Ama bir mucize neden olmasın.Bu şüpheyle yaşanır mı hiç...
Herkes 3 ayda normal hayata dönüyormuş okuduğum kadarı ile ben kendime bir ay müddet vermiştim.45.günde hala normal hayata dönemeyince sinir sistemim çöktü itiraf edebilirim.Düşünün ki beyniniz bir doktorun elleri arasında.Etrafındaki ödem dolu bölgeden bir kablo geçiriliyor ve o kablo boyundan,karın boşluğuna doğru uzatılıyor.Bir diğer el onu aşağıdan çekiyor ve bağlantısını yapıp artık son dikişler atılıyor.Yani vücudunuzdan bir kablo ve iki insan geçiyor.Bunun size ne hissettirdiğini ne ben tam olarak anlatabilirim ne de siz anlayabilirsiniz.Değil mi ki beyin yaşam mekanizması...Diğer ameliyatların tümünden farklı.Ömrümce bunu söyleyeceğim,evet kesinlikle farklı.Akıl başta olmayınca hiç bir şeyin ne hazzı ne anlamı olmuyor çünkü.
Adaptasyon problemi,dikkat dağınıklığı,görme bozuklukları,okuduğunu anlamama sıkıntısı,rahat yürüyememek,oturamamak sadee yüzeysel olarak bahsedilebilecek olan noktalar...Bunların insana hissettirdiklerini yaşamadan anlayamazsınız.Ve umarım hiç bir zaman yaşamazsınız.
Hiç bir zaman tam anlamıyla eskisi gibi olamayacağıma inandığım vakitler oldu bu yüzden.Tüm bunları anlatırken sanılmasın ki benim için kötü bir yıldı.Kesinlikle !
Aksine,en haz aldığım,hayatı en çok farkında olduğum,yaşadığım her andan ama her andan keyif almasını bildiğim bir zaman dilimi idi.İlk adımlarımın neşesi,İlk kez telefonla konuşabilmem,dikkatimi her gün daha uzun süre kontrol altında tutabiliyor olmak,yaşadığım için ger güne duyduğum minnet...
Sevdiğim insanlardan gördüğüm ilgi ve sevgi her zamankinden daha çok mutlu etti.Daha çok kıymet bildim daha çok önemsedim...Gelen her bir hediye ki gerçekten herkese çok teşekkür ederim,pek bir değerliydi.Her zaman da öyle olacak...Sayısız aldığım çiçekler kalbimde ağaçlara dönüştüler,meyve verdiler..Hatrımı sormak için gelen bir telefon ile 8 saat boyunca çektiğim sancıyı unutuverdiğim vakitler.Şükrü unuttuğum geçmiş zamanların acısını çıkardım her bir güzellikte.Yakınımdaki herkes öyle çok destek oldu ki,şaşırdım bazen."Eksik" olduğum zamanlarda tamamladılar beni.Yeniden hayata adım adım alışırken ben,emeklemeden yürümemi sağladılar...O günler,aylar...Çok uzun zamanlar...Evet zordu ama çok keyifliydi.Bir an olsun pes etmedim iyileşmeye olan çabamdan.Öyle ki tüm olumlu enerjimle çıktığım bu yolda,yıllarca beynindeki ödem dağılmadan yaşarken insanlar ben 8. ay da tamamen def ettim vücudumdan...
Haa gelebilir mi,elbet tekrarlayabilir.Biliyorum olabilecekleri.Hazır da değilim doğrusu.Düşünmemeye karar verdim artık o kısmı.Her gün yataktan şantım tıkandı mı acaba diye uyanırken bile günün tadını çıkarabilmişken, şimdi ne kadar keyifli olduğumu tahmin edebilir misiniz bilmem.
Bir çoğunuz gibi dünyevi dertlerim yok benim.Aşılmaz sıkıntı,imkansız dertlere inanmadım hiç bir zaman.Aklım yettiğince yaşar,duygularımca hissederim hayatı. Farkındalığım şüphesiz ki bu ameliyatla kat ve kat arttı.Neden saçlarının kısa olmasına takıyorsun böylesi büyük bir ameliyatı atlattın diyenler oldu.Doktorum bile sordu.Ameliyat sizin işiniz ben psikolojimi korumakla sorumluyum dedim...İnsanım ve bir noktaya odaklanmak zorundayım.Tamamen yok sayamadım.Bu sebeple saçlarıma takılmayı tercih ettim.Şimdi onlar da uzadı evet hala alttakiler üsttekilerden daha kısa ve her ay boyamaz isem bembeyaz saçlara sahibim...Olsun varsın,yaşlılığımı erken görmüş oluyorum.Gençken önlemini alıp yaşlılığıma zemin hazırlıyorum.
Yani demem o ki,çok uzattım lafı biliyorum.Ama ben ameliyat olacağımı duyduğum andan itibaren,her anımı,her hissettiğimi yazacağım ve büyüterek,tadını çıkararak yaşayacağım demiştim.

Sözümü tuttum..Tutuyorum...
Her anımı fotoğrafladım.Bu zamanlar bir daha gelmez,bunlar herkesin yaşayacağı durumlar değil,keyfine varacağım dedim ve dediğim gibi yaptım.
Hem sağlık buldum hem de farkındalığımı arttırdım hayata dair.Çok az üzülüp bolca mutlu oldum.Yeniden doğdum,en baştan savaştım ve kazandım...Bu yıl benim yılım...Ne olmuş yani beyin ameliyatı olduysam,yeniden doğdum,hayatı keşfe koyuldum...2 Aralık'ta doğan ben,bir de geçen sene  26 aralık'ta doğmuş oldum.Gel de şimdi üzül vücudundaki biyolojik etkilere. Ee o zaman nerede kaldı kendime verdiğim onca emek,onca telkin ve tırmandığım o dağ tepelerin üzerinde çektiğim bayrak...Ruhta huzur var,ruhta şifaya edilen şükür var.Ruhta başarmanın hazzı,farkındalığın keyfi var... Kendimi en iyi hissettiğim bu bir yıla duyduğum mutluluk var.Baş ağrılarının stresli zamanlar dışında vücudu terk_i diyar eylemesinin hafifliği var.. Hidrosefali hastasının günlüğü olsun bu da.Ben başardım...Yaşayanlara umut,okuyanlara bir küçük başarı hikayesi mahiyetinde yerini alsın sayfada.
Bu zor süreçte kalben yanımda olan herkese sonsuz teşekkürlerimle...

Beni anlayan,anladığını bin bir yoldan biriyle ifade edebilenlere selam ile..






Eğer buraya kadar gelen oldu ise buyrunuz tıklayıp hastalık hakkında bilgi alınız.



23 Aralık 2014 Salı

Kalemimin Satır Başları

Yazmak istediğim öyle çok şey var ki,toparlayamamaktan korktuğumdan başlayamıyorum yazmaya.
hepsini harmanlamaya çalışacağım aklımın,kalemimin yettiğince.
...

Dedi ki;onunla yaşadığın her şeyde ben seni haklı bulmuştum.Şimdi bir adım atarsan eğer, haksız olan sen olursun.
...
Değişmişsin sen dedi,iyi olmuş böyle iyi...
...
Bu sabrın sonu var mı diye sordu.Hiç düşünmediğimi söyledim.Çünkü ben sabretmedim,böyle olmasını,böyle davranmayı,böyle yapmayı seçtim.Seçimlerimi yaşıyorum sadece,sabır göstermiyorum.Gözleri gözlerimden kalbime doğru bir yol çizdi.Sonra hızla gözlerini çekip boş odadaki bir kaç eşyaya bakıp,dikkatini toplamaya çalıştı.
...

Sen olmazsan olmayacak dedi biri,buna neden sevinemedi bu kalem erbabı? 
...
Bana farklı olduğumu hissettirdi.dünya üzerindeki 3 küsur milyar insan birbirinden farklı değil miydi
Önce rahatsızlık veriyor gibi olsa da,aslında bu his güzeldi.
...
Kendimi bir konuda aynalamamı istedi.Çıkan sonuçtan sonra değişmesini istediğim odak noktasına şaşırdı.Sebeplerim var dedim. Bunu bir tek ben bilebilirim...
...
Bir durum karşısında ne hissediyorsan onu muhakkak söyle.Söylemezsen çözemeyeceğine emin ol.Söylersen de çözülmeyebilir.Ama sen elinden geleni yapmış olursun.Son günlerde bana öğretilmeye çalışılan bir şey bu.Uyguluyorum ; sonuçlarına katlanmak bazen can yakıcı olsa da...Gerçi benim canım yanmıyor artık.Aynı yerden kaç kere yanabilir ki insanın eti.Bu et parçası kalbin ta kendisiyse hele ki...
...

Bazen,değer verilmediğimi hissediyorum.Evet evet tam da bu şuan hissettiğim.Değer verilmemek...fikrime,yorumlarıma,herhangi bir şeye...Değer ver bana...Hak ediyorum bunu...Hayatımdaki her şeyi önemsiyorum çünkü.Sen ve diğerleri her şeyin bir parçasısınız...Bu yüzden değer ver bana,hissettir lütfen...Katılaşmış kalbime bir nebze sıcaklık aksın sayenizde...

19 Aralık 2014 Cuma

Enerji Sapması

Ben kendimle baş başa kalmayı sevmem.Zihnimi meşgul edecek sebeplerim vardır her daim...
Mutluluğun keşfi yorgunluktan geçer çoğu zaman...

Öyle olduğuna inanmışım,o yolda koşmaktayım...Bilirim ki,her yorgunluğun sonu biraz dinlenmekten geçer...Enerjisi  hiç bitmeyen ve her daim kendini mutlu hisseden biri olarak,ben de 2 damla yaş dökebilirim bazen...Bazen bir şarkı,bazen bir anı.İnsan olduğumu hatırlatır ve hızımı yavaşlatır...Zihin durur,kalp çalışır.Sonra yazar kaldığı yerden daha enerjik bir halde yola revan olur...

Yolunuz aydınlık olsun...Ufuktaki güzelliklere kalbinizi açın ve yeni güne artık uyanın..Gecenin karanlığından,sabaha varan ruhlara; Günaydın...

17 Aralık 2014 Çarşamba

Dağınık Kalp




Kötü hissediyorum kendimi.Üzülmüş,kırılmış,tüm enerjim alınmış,gibi.
...
Sarılıyorsam bir insana,tüm enerjimi veririm kalbimden vücuduna.Herkese sarılmayı sevmem,hak etmeli içimden gelen sevgiyi.Hak etmiyorsa,sıradan bir merhabadır dilimden düşen. Hoşgeldin ve hoşçakal ile sınırlanır beden dilimin vazifesi...
Ben de böyleyim napalım...Soğuk,donuk...Ne derseniz deyin işte...
Ama benden garipleri de var yer yüzünde.sımsıcacık sarıldıklarım,yüzüme bakmak istemediklerinde,tüm bildiklerimi unutuyorum ben. Neyin var dediğimde anlatamıyorsa bir insan,samimiyet bunun neresinde ?
Ben derdini alamıyorsam arkadaşımın ne işe yarıyorum o zaman?
Madem anlatmayacaksın o zaman hiç bir şey yok gibi davranacaksın.Ya sıcacık sarılacak ya da hiç çekim alanıma uğramayacaksın...
Ben her şeyi göze alabildiğim insanların beni gözden düşürmesine tahammül edemiyorum. Tüm kalbimle sarıldığım insanın,bana kalbini kapatmasına,gözlerini kaçırmasına,beni orada öylece bırakıp kendi hayatına doğru yol almasına anlayış gösteremiyorum. Varsın olsun diyemediğim tek nokta bu olsa gerek. İnsan sevdikleri tarafından değersizlik hissi yaşadığında ne hisseder ise ben fazlasıyım şuan...Yazıyı toparlayamıyor olduğu gibi bırakıyorum.Tıpkı darmadağın bırakılan kalbim gibi...

15 Aralık 2014 Pazartesi

Çilek Kız





Bir çilek kız vardı, eski zamanlarda yaşardı.Çilek bir meyve değildi onun için.Tutkuydu adeta.Balkonundaki saksıda yetiştirdiği çilekleri bir yana,ömrü hayatında hep o tadı hissetmek ister,yediği her şeyden çilek hazzına varmak isterdi.Kaldı ki hayatı da çilek tadında idi.Önce buruk bir tat verirdi dile,öğütürken mide mutluluk kalırdı geriye.Çilek hafif ekşimsi,sonsuz mutluluk demekti.O hep,her şeyin iyi tarafında idi.Çilek kız derlerdi adına.Çileğe olan sevdasından gelirdi ismi.
İsmini unuturdu bazen, unuttururlardı ona.Çilek kızı yakıştırmışlardı bir kez,itirazı olmazdı onun da.Çileğin büyüsü,anlam ve hazzı onun için başka,diğer herkese farklıydı çünkü.O hayatın hep diğer yanından bakardı.Onun baktığı yerde daha fazla mutluluk,daha fazla güzellik yağardı gökyüzünden.Bir o mu farkındaydı hayatı.Yoksa yanılsamamıydı bu. Kendini mi kandırıyordu en zor durumda bile güzellikler çıkacağına o işin içinden.Yoksa bir o mu farkındaydı hayatın gizli sırlarını.

Tek bildiği,çileğe aşık olduğu ve hayatı onun tadında keşfettiğiydi. Kim ne derse desin o çilek kız olmayı hak ediyordu.Yaşam ona çilek tadında görünmüyor,o böyle olmasını istiyordu.Her zorluktan kış günü açan saksısında ki çileğine bakarak umutla çıkıyor,bir çilek yaprağını okşayarak,solmak üzere olan saksıyı canlandırdığında,derin nefesle umutla devam ediyordu yaşama.
Her sevdiğin seni sevmez ya hani.Çilek öyle değildi. O da severdi ablasını...Dünyası olan birine vefasını kış günü solan yaprakların arasından açan çiçeğiyle gösterirdi.
Yıllar geçti çilekler solmadı,çilek kız yılmadı.Zorluklar bitmedi elbet ama onun gözleri köreldi kötü enerjiye.Algısı hep farklıydı lakin daha da özel bir alana taşındı.Çilek kız,hayatın bir çilek tadında yaşanabileceğini öne sürerdi hep.Devam ediyor böyle düşünmeye,düşünmüyor yaşıyor hatta. Bu sebepledir ki blog ismi eskisinden daha renkli,tam yerinde bir isme şekil aldı bugün itibari ile.

Artık herkes  bir Çilek Kız Günlüğü okuduğunu bilmeli... 

14 Aralık 2014 Pazar

Sen Yaparsın





"Sana güveniyorum...Sen yaparsın. !"
/İnsanların ne dediği çok da umrunda olmayan bir insan olarak şu cümle son günlerde öyle güzel geliyor ki yüreğime./
Yapacağından emin olduğun konu da bile bazen tereddüt yaşayabiliyor insan.Ne yaparım,nasıl yaparım şimdi diye etekleriniz tutuşmuşken,önemli kararların eşiğindeyken,biri-leri-nin size güvendiğini söylemesi ya da yazmasının ne kadar iyi geldiğini bilemezsiniz.Ancak o zor duruma düşmeniz lazım.Çok iyi bildiğiniz konuda,ya yapamazsam endişesini yaşamanız lazım...
İşte o vakit ne güzel gelir kalbe,sana güveniyorum...Sen yaparsın.! telkini...

Ben yaparım o işi.Hakkıyla,layıkıyla yapacağım inşallah...Sanki yeni bir işe giriyormuş gibi hissediyorum kendimi.Boyut atlamak,sınıf geçmek,bir basamak ilerlemek...Adını ne koyarız bilmem ama bu değişiklik beni yenileyecek,rutinden kurtaracak eminim.Kaygılarım var epeyce,lakin heyecanım da bir o kadar taze... Allah mahcup etmez ise,bir süre sonra aynı firmada farklı şartlarda çalışmaya başlayacağım...Alt yapı hazırlıkları bittiğinde kelimelerle dans bismillah diyecek yeni projeye...


10 Aralık 2014 Çarşamba

Hayattan Notlar


Ben yazmayı sevenlerden değilim.Kendisinden ancak eşsiz bir aşk ile bahsedebilirim.Sanılmasın ki sessiz biriyim.En az yazmak kadar konuşarak da kendimi pekala ifade ederim.
Ama ben daha küçücükken dedemin söylediği söz aklıma kazınmıştır."Söz uçar kızım,yazılar kalır."
Bu yüzden belki de bulduğum her boşluğa yazma isteğim.Her işi yazarak halletme çabam,ve insanlarla yazarak anlaşabiliyor olmam.Zordur yazmak.İçimdeki iyi-kötü tüm duyguları bir kaç cümleye sığdırmak.Maharet mi bilmem ama zor olduğu besbelli.
Ben zoru severim.Yaşamım bunu gerektirir benim.sırf bu yüzden bile yazabilirim. Nefes almak gibi benim yazmaya olan isteğim.Ve bu bir etken midir bilmem ama kalbime en yakındaki insanlar bana hep yazıyla ulaşırlar. Bir not,bir mesaj,herhangi bir yürekten kopan cümle,bilmeden de olsa alır üzerimdeki negatif enerjiyi.
Düşünürüm bazen,nasıl olur da hiç bilmeden deva olurlar derdime yazılarıyla.? !
Hastalanırsınız,çiçekler gelir evinize üzerlerinde birer cümlelik kalbe sığmakta zorlanan etkide cümleler ile.
Doğum gününüz olur,hediyelerin arasına notlar iliştirilir en kalbi duyguları içerisine hapseder şekilde.
İnanamazsınız bunların hepsinin beni ne kadar mutlu ettiğine.
Ve öyle zamanlarda gelmiştir ki her biri,bilse o cümlelerin sahipleri,kalbime nasıl dokunduklarını,ancak o zaman anlayabilirler bu yazının anlamını.
Hediyeler özeldir elbet benim aldığım hediyeler daha da özeldir çünkü her biri tamamı ile beni tanıyan insanlar tarafından en sevdiğim şekilde hazırlanmıştır.Lakin notlar hepsinden daha ayrıcalıklıdır.
Kendimi özel hissettirir.Değerli kılar aciz benliğimi.
Geri kalmışlığımdan belki,mektup yazmayı da pek severim çünkü.Yani demem o ki,son zamanlarda fark ettim ki ne çok mutlu edenim varmış benim,ne çok kart olmuş odamdaki panoya takılı duran.Bugün artık yer bulamayıp önüme düştüğnde farkettim de bu yazıyı yazmaya ihtiyaç duydum.Çokluğu kadar değeri var her birinin.
Bugün öyle bir zaman ki,göklerden yere çakıldığım olur benim.Bir anda yerlerde kertenkele gibi emeklerim.O zaman kendimi ayağa kaldıracak formüllerim vardır.
Önce karşımda duran çiçeğime baktım,gittim yanına allerjime rağmen kokladım.Sonra odamdaki notları tek tek okudum.Kendimi bir şey zannetmeye yetmez belki,ama ben o yazıların her birinde bir kalbe sığındım.Aklımı,fikrimi,hislerimi,tüm sıkıntılarımı böldüm bölüştürdüm notların arasına sakladım.Şimdi hafiflemiş ruhumla,koltuğuma oturup,kalemimle demlenmekteyim.
Demem o ki;kendinizi özel hissedecek sebepler bulun.Mutlaka vardır,arayın,bulun ruhunuzu okşayın...Başkalarının size verdiği değeri siz kendinizden eksiltmeyin...


7 Aralık 2014 Pazar

Deniz Kelebeği /Doğum günü Sarhoşu










/Deniz kelebeği dedi bana bayıldığım deniz canlılarını turuncuya boyayarak hediye eden güzel kadın...Onun sıfatları da kendisi gibi özeldir her daim.

Anlatacak öyle çok şey var ki.Nereden başlayacağımı bilemiyorum.eminim okumaktan sıkılırsınız ama ben yaşamaktan büyük keyif aldım son bir haftayı.Her günü ayrı güzel,her günü özel kutlamalarla geçti.Çok çeşitli hediyelere dair söyleyecek fazla sözüm olmasına rağmen kalbime gömdüm bana hissettirdiklerini.Her biri kişisi gibi özel...
Hatırlayan da sağolsun,hatırlamayan da. Bu özel günde kalben yanımda olan herkese çok teşekkür ederken olmayanlara,unutanlara da kırılmış değilim asla.Öyle bir bencillik bana göre değil.Herkesin hayatında türlü düşünceler var elbet.Akla gelmek,geldiği gibi  kutlama eylemini gerçekleştirmek mümkün olmayabilir,normaldir.
Ve bunun yanında  özel günümü tüm kutlayan insanlar gerçekten özeller.Laf olsun diye ben kimsenin yanında değilken,aynı tepkiyi de görürüm sevdiklerimden.Sadece istedikleri için,değer verdikleri için kutlarlar doğum günümü.Daha ne ister insan...Samimiyet...Aslolan bu değil midir...Tüm istek ve beklenti bu olmalıdır bence.Herkes önemlidir elbet ama bazı insanlar bir adım daha öndedir bunu herkes bilir.Onlar varsa Kelimelerle Dans daha kuvvetli vardır hayatta.Olmadıklarını düşünmek,yok olmaktır şahsımda.

Çok özel cümleler kurmak istiyorum,toparlayamıyorum..Ama yazmazsam yaşayamam derim ya hep buna istinaden yazmak zorunda hissediyorum kendimi.Son bir hafta başka türlü nasıl sindirilir ki?
Bu ve bundan sonraki yıllarda iki kez doğum günümü kutlamak istiyorum diyordum.Çünkü ben bir de ayın 26 sında doğdum.Bu isteğimi bilmeyen ama benim kalbimde eşsiz yere sahip olan arkadaşlarım,doğum günümde yanımda olamadıkları için ve ne tesadüftür ki(tesadüflere inanmam) bu hafta sonu ailece kendilerine oturmaya gitmemizi fırsat bilip el emeği pasta hazırlayıp,kendi elleriyle hediyeler yapıp ikinci kez doğum günümü kutladılar.Hissettiklerim tarifsizdi. Hâlâ kelimelere sığdıramıyorum,benim için hazırlanan melekli süslerimi,turuncu şalımı ve turuncu takı kutumu...Bana özel,benim için tasarlanan hediyeler...Her biri çok ama çok özeller...
Ve bugün gelen turuncu,deniz atlı,deniz kabuklu, el emeği takı kutum ve bana özel alınan kitabım...
Nasıl olur da en sevdiklerim bir kaç objede toplanıp bana armağan edilebilir buna inanmakta güçlük çekiyorum...
Bu denli kendimi özel hissettirdiğiniz için teşekkür ederim.
Mesele hediye değil,yanlış anlaşılmasın lütfen.Her bir cümle zihnime yer eder,her bir temenni bilirim ki benim içindir.Kurulan cümleler,yazılan mesajlar,kulağıma fısıldanan "iyi ki"ler...
İyi ki doğmuşum...İyi ki sizin mesajlarınızla 30.yaşımda güne aymışım...İyi ki ben bu dünyada böyle güzel insanlar biriktirmiş,gerçekten sevdiğim insanlarla birlikte yaşayabilme mutluluğuna erişmişim...
Allah'ım sana çok teşekkür ederim,bana böyle özel insanlar verdiğin,gerçekten sevildiğim ve onları sevebilmeme olanak verdiğin için...Dilerim az ya da çok ama her biri özel olan insanlarla ömrümün sonuna kadar yaşayabilirim...







4 Aralık 2014 Perşembe

30 Yaş Sendromu

30 yaş sendromu/Mutluluk Saçmalamaları

Ne kadar pozitif olursan ol...Bunu gerçekten isteyerek yapıyor olsan da gün geliyor,karşına öyle bir engel çıkıyor ki,duruyorsun,düşünüyorsun ve üzülüyorsun...Kim ne derse desin üzülüyorsun...
Amma velakin hiç bir şey yokmuş gibi yine işi deliye bağlayarak yaşıyorsun...Her konuda üretebileceğin bahanelerin var çünkü.Aklı selim olmak zorundasın,pozitifliğin bonusu bu da sana...Neyse işte öyle.Bazen bazı şeyler istediğin gibi olmuyor...


...

30. yaşın rehaveti belkide üstümdeki...Anlatacak bir sürü güzel şey olurken hayatta ben kalkmış nelerden bahsediyorum.Ne anlattığımı da bilmiyorum...siz de bilmeyin...Evren de bilmesin.Unutsun bana hissettirdiklerini...Hiç bir şey yokmuş gibi,olmamış gibi yapsın o da benimle beraber...


----------------
Şşş enerjini yanlış yönde kullanma...Al nefes ver nefes...


27 Kasım 2014 Perşembe

Kalp Kalbe Değmeyince



Bazen ne söylesen merhem olmayacağını bilirsin.Yine de bir şey yapmak/söylemek istersin.Boş konuşayım,saçmalayayım ama bir işe yarasın,birileri bir yerinden cümlelerime tutunsun istersin.
Olmaz...Olamaz...Bazen insan bir başka insanın kalbine dokunamaz...Aklı kalır sadece,kalbi,kalbine bir türlü değip de, sıkıntısını söküp alamadığı kişide.


16 Kasım 2014 Pazar

Sevmenin "O" Hali

Onun yanındayken kendimi öyle değerli hissediyorum ki.

Çok özlemiştim kendisini.Yanımdan giderken bile özleyebildiğimdi çünkü.Eğer bir konuda kendinize soru soruyor ve sebep arıyorsanız,sorduğunuz soru cevapsız kalıyor ise doğru bir şey yapıyorsunuz demekmiş.Onu neden bu kadar çok sevdiğimin bir açıklaması yok.Öyle güzel,öyle kalbi kalbime eşdeğer ki...Demek ki bizim sevgimiz hakiki.
O ince tavrından dolayı yüreğinden öpmek istedim bugün.
Üşüme dedim.Geliyorum ama aracı kaçırdım.Kapalı bir yer bulup,otur,geliyorum.İki dakika sonra bulunduğum durakta,yanımdaydı.İnmiş yarı yolda,ben köpekten korkarım diye gelmiş beni almaya.Ne ince bir tavırdır bu böyle.Daha uzun zaman geçirebildik böylece.Sohbetlerimiz bitmez bizim.Anlatacaklarımız her daim hali hazırdır.Yaşıyoruz nitekim.

Dinlediğim herkese hak vermeyebilirim ama anlarım.Ve bunu belli ederim.Bilir onu anladığımı.Bizim yolumuz koşulsuz sevgiden geçiyor çünkü.

Dedi ki bugün;iyi ki varsın.Hayatımda olmanı şans kabul ediyorum.
Nasıl mutlu olmaz insan şimdi.Nasıl sevmez,böyle sevgi sözcüklerini üst üste söyleyeni.
Yeter artık,bu kadar da sevme beni der misiniz, benim bugün üst üste sevildiğimi duyduğumda söylediğim gibi? 

14 Kasım 2014 Cuma

Buhranlı Gece

Yanlış anladığını anlatmaya çalışırken,yanlışı yapanın kendin olduğunu farketmek; anlatılmaz bir can sıkıntısı veriyor insanın kalbine.

11 Kasım 2014 Salı

Müzik Ruhun Gıdası/Yarım Kalmışlığın Yarası

Kabuk tutmayan yaralar vardır.Kaşıdıkça kopan,altından yeni deri çıkmayan.Her baktığında kazanın ilk anını hatırlatan...Müzik...Yaralarımı kaşıyan etmendi...Sevmiyorum diye nitelendirdiğim,acılarımın narkozuydu...Uyanınca ayılması zor,kaldığı yerden hayata devam etmesi olanaksız...Her dinleyişte mutlaka bir şeyleri değiştiren,yaraların iyileşmesini geciktiren...

...
Müzik dinlemeye nasıl vakit ayırdığını sordum.Kitap okurken,tv izlerken,iş yaparken...kısacası her an kulaklığın takılı olduğunu bunun için ayrı bir zamana ihtiyaç duymadığını söyledi.Müzik dinlemeye fırsatım olmadığını yineledim.Ona ayıracak vaktim olmadığını söyledim.
Halbuki,müzik bana yarım kalmışlığı,yarım kalanları hatırlattığından,köşe bucak kaçtığımdı. Sevmiyorum dedim...Müzik dinlemeyi sevmiyorum. Tıpkı onu sevmediğimi söylediğim gibi,yalan söyledim.Kimseyi inandıramadığım bir yalanın içindeydim...

10 Kasım 2014 Pazartesi

10 Kasım Anısına

 Herkes her şeyi yazar.Günün anlam ve önemine dair çeşitli fotoğraflı paylaşımlar yapar. Amma velakin ben aşağıdaki videoyu paylaşmayı daha uygun buldum. 
10 Kasım'ın anısına,Atamızın cenaze törenini dilerseniz aşağıdaki adrese tıklayıp izleyebilir,onu bu şekilde daha anlamlı anabiliriz diye düşünüyorum.



tıklayınız...


7 Kasım 2014 Cuma

Turuncu Haftasonu

Cumartesi günü çalışmamak için bahaneler aramaya başlamıştım.Dün sistemime giriş yaptığımda gördüm ki cumartesi öğlene kadar programımıza bakım yapılacak yani Kelimelerle Dans mecburi izinli sayılacak...Çalışma aşkıyla yanıp tutuşan ben nasıl sevindim anlatamam.Günün geri kalanı için de izin alarak cumartesi gününü boşa çıkardım.
Ne mi yapacağım cumartesi günü?
Sabah 9 da havaalanından arkadaşımı karşılayacağım.Kendisiyle 1 saate yakın ayak üstü sohbet edip onu servisine bindirecek,eve geleceğim.Üzerimi değiştirip Ameliyat olan arkadaşımı evinde ziyarete gidip,istemiş olduğu avon ürünlerini teslim edeceğim.Aslında oradan hemen kalkmak niyetindeyim ama sanırım biraz zor olacak.Akşam dönerken de sitedeki komşumun oğlunun/ hatta arkadaş dersem de doğru olacaktır/ düğününe katılacağım.Annemle halam beni düğün salonunda bekleyecekler,inşallah düğün bitmeden ben de yetişeceğim.

Pazar günü ise sohbet etmekten keyif aldığım,yanında kendimi iyi hissettiğim bir arkadaşımla buluşacağım.

Bunların hepsini ben mi yapacağım? Öyle umuyorum...Ve bu yorgunluk halini çok seviyorum...
Sayfama uğrayıp turuncu çiçeklerimi koklayan herkesin kalbine umut,mutluluk çöreklensin.Huzurlu,keyifli,olmasını istediğiniz gibi bir hafta sonu geçirmeniz dileğimle...



2 Kasım 2014 Pazar

Kelebek Tozu

Bugün, aylardır sosyal medyadan takip ettiğim,son günlerde birebir iletişim kurduğum,bir haftadır ise beni en çok heyecanlandıran insanla buluştum.

Kendisi Kelebek Tozu kitabının yazarı,yaşam koçu,kişisel gelişim uzmanı ve daha bir çok şey.
Onu tanımak,yaşamınıza naif bir dokunuşta bulunmak aslında.
Benden ne istersin diye sorduğunda,durakladım ve geliş sebebimin merak olduğunu söyledim.
Neden onu merak ettim inanın bilmiyorum.Kişisel gelişime olan merakım değildi sadece beni ona götüren.Ondaki ışıktı kalbimin yönünü onun atölyesine çeviren.
Kitabını henüz okumadığım için imzasını alamadım ama bir daha ki görüşme için bahane oldu bu aslında.En kısa zamanda tekrar görüşüp kitap hakkında da sohbet edecek,yaşamım üzerine verdiği tavsiyeleri mutlaka uygulayacağım.
En son ne zaman kendim için bir şeyler yaptım diye düşünürken,yaklaşık üç sene önce Spina Bifida Türkiye Derneğinin seminerinde konuşmacı olduğumda böylesi heyecanlandığımı anımsadım.Duygularını kontrol altına alabilen biri olarak son bir haftadır ritmimi değiştiren,koşar adım beni kendisine çeken Feyza Hanım'a bugün hayatıma naif dokunuşu için,güler yüzlü misafirperverliği ve kendimi bana özel hissettirdiği için çok teşekkür etmek isterim.
Onu tanıdığım,aynı havayı kısa sürede olsa soluduğum ve enerjisinden faydalandığım için çok mutluyum.Öğrenmeye ve kendinizi iyi hissetmeye açıksanız,yolunda giden,gitmeyen her şeyin bir tık daha iyileşmesi umudu içinde iseniz yolunuz onunla kesişmeli.Onun sizi anlar ve yol gösterir cümleleri kalbinize çöreklenmeli.

Kendiniz için bir şey yapın ve Feyza Hanımla tanışın der,keyifli günümü noktalarım...

1 Kasım 2014 Cumartesi

Arkası Yarın




Ve kırmızı oje sürüldü.
Sıra heyecanı yenmekte...


Yarın
Yer:Kadıköy
Saat:  17:00

not:kırmızıyı hiç sevmediğim doğrudur.Fakat tırnak ve dudakta vazgeçemediğim de.


31 Ekim 2014 Cuma

Gülümseyen Gözyaşları




Zor bir akşamdı.Önce telefon geldi,ardından ağlayarak kendisi.
Öyle çok ağladı ki,başım ağrımaktan başka çıkış yolu bulamadı. Avutamadım...

Onu güzel olduğuna inandıramadım.
Sahi mi dedi...Sahi güzel miyim ben...
...

Benden bile dedim...Bende bile güzelsin...O kadar söyleyeyim...
Ağlayan gözleri gülümsedi birden...İnanayım mı dedi...İnanmazsan dayak yiyeceğini bil de kararı kendin ver dedim.Gülümsedi;ağlarken gülmek böyle bir şeydi...



30 Ekim 2014 Perşembe

İncir Reçeli 2




İncir reçeli filmini çok beğenmiştim.Devamı geldiğinde aynı tadı vermeyeceğini düşündüren bir ön yargı içindeydim.Dün akşam izledim.Herkese tavsiyemdir.Özellikle kalbinde yarası olanlara...
Ben uzun uzun anlatmayayım siz izleyin ve beni anlayın...
Belki ben de bir başka salonda,bir başka arkadaşla tekrar izlerim...Çünkü dün gece aldığım tadı katmerlemek isterim.



not: Sinemanın ışıkları yanmadan salondan çıkmayın.

-----
İzlediğim film mi çarptı yoksa havanın kapalılığı mı bilmem,fena halde yazma isteği peydah bugün kalemime.Ne zaman böyle olsa "sus" derim kendime.Ve her bu hale geldiğimde gidip onu yüzünün muhtelif yerlerinden öperim,yüreğine çöreklenir gibi.
Yeter diyorum bazen,yanakların eskiyor benim yüzümden.Sen öp diyor...Her öptüğünde yenileniyorum ben...
"Sen diyor...Nasıl başkasın herkesten...
Nasıl bir dünya var ki içinde,onca acıya rağmen dünyamı değiştiriyorsun her gülümseyişinde.Sen hiç etkilenmez misin evrenin sana verdiklerinden."
Ne mutlu bana diyorum.İçimdeki onca yıkıntıya rağmen,çıkabiliyorsam enkaz altından,yansıyorsam sana ve umut olabiliyorsam bir parça...Yaşama amacıma varıyorum demek ki hızla...Ben içimdeki enerjiyle deşarj oluyorum da,birileri benimle hayata güzel bakabiliyor,umut edebiliyor ise aşmışız...Ulaşmışız olmak istediğimiz yere...
Tüm eksikliklere rağmen,tamamlanmışız aslında.


28 Ekim 2014 Salı

Sindirilmis Hisler


Ne fena histir; insanın içindeki herşeyi yazamaması.
Hiç yazmayı denememiş birinin içinde kimbilir ne kıyametler koptu vakti zamaninda.Vah o kıyımları yaşayıp da sesini satırlara duyuramayanlara...!

Not:fotoğraf abime aittir.

27 Ekim 2014 Pazartesi

Kelebek Tozu

Klasik ama asla sıradan olmayan pazartesi maillerinden biriydi.Biraz gecikmişti.Merak etmiş ama sessiz bekleyişimi sürdürmüştüm.
Ve beklenen mail geç de olsa geldi,dokundu kalbime.Bir başlık belirlenmişti bu hafta da."Siz bir tasarımsınız. Peki senin tasarımın hangisi? "
Çözüldükçe çözüldü dilimiz.Kaleme yansıdı kelimelerimiz.Birini tanımak için yüzünü görmek şart mıydı. Yoksa kaleminin gönlüne dokunması yeterli miydi !
Klasik ama sıradan olmayan o olağan üstü pazartesi maili bizi birbirimize öylesi yaklaştırdı ki,kâh merak oluştu ona dair,kâh yakınlık hissi.
Ve dedim ki  bir mailin son cümlesinde "Sizinle aynı ritimde buluşmak,kelimelerin daha anlamlı halde can bulması,diğer deyişle harflerin duygularla sağlamlaşması ne güzel."

sıralı sırasız çözülürken içimizdeki kelimelerin dili,bir ara şunlar dökülüverdi alelade bir şekilde klavyemizden gözlerimizin önüne.
"Bazen siz istersiniz hayat verir.Ama istediğiniz konunun neresinde
olduğunuz tam işaret edilmemiştir.
Mesela siz bir kalbin tam ortasında olmak istersiniz,oysa sadece yanından
geçmektesinizdir."


...
Merak...Uzun zamandır böylesi heyecanlanmamış,böylesi merak uyandıran bir bekleyiş içinde bulunmamıştım.
Kelebeğin ömrü bir gün derler ama bir kelebek tozu hikayesi,1 hafta boyunca heyecanımı ritimli tutmaya yetecek gibi...









26 Ekim 2014 Pazar

tembel pazar


Uzun yazilarin insaniyim ben.cumlelerimi kisa tutmayi beceremem.lakin bugun,tembelligim ustumde,hazira konmak istiyor canim.gecenlerde facebook hesabimda yazdigim bir cumlemi paylasmakla yetiniyorum bu gece.





Ne istedigini bilmek yetmez bazen.anlatabilmeli insan;anlayabilmeli birileri...!


25 Ekim 2014 Cumartesi

Ahh Merkür Ahh

Yazmazsam bu günü noktalayamayacağım...Yaşadıklarımı ve hissettiklerimi birebir aktarmam mümkün olamasa da yazmayı deneyerek rahatlayacağım.
...
Sahadaki tüm elemanlarla ilgili bir gün içinde kaç tane problem yaşanabilir ise biz onları yaşadık.Tüm İstanbul içine vermemiz gereken serviste aksilikler oldu haliyle.Bu kadar da olmaz denen ne gelirse akla bugün onlar oluverdi firmamızda.Neden böyle oldu diye düşünen patronuma,biraz düşün bakalım, sebebi çok açık ortada demek istedim.Defalarca anlattığım haksızlıkları kabul etmeyişlerinin bedeli olduğunu düşünsem de her bir olay için üzüldüm elbette.
İnşallah hem biz hem de elemanlarımızın özel hayatları toparlanacaktır kısa sürede.Bunu tüm yüreğimle istiyorum.Bizi firma olarak sıkıntılı günler bekliyor biliyorum...Bilmek yetmiyor bazen,gardımızı almak gerek...
Tıpkı bugün ne konuştuğumu bildiğim gibi...
Benim bilmem bir şeyi değiştirmedi.Karşımdaki ne söylemek istediğimi bir türlü anlamayınca ve ben nasıl oldu bilmem bir patlama yaşamayıp susmayı başarınca olan yine bana oldu.Öğlen saatlerinde dolan gözlerim gecenin sabaha çalan şu saatlerinde hala akmakta.Kendime verdiğim söz doğrultusunda hala sussam da,haklı olduğumu bilmek daha çok üzülmeme sebep oluyor bu bir gerçek.
Yarın,öbür gün,sonraki günler...İçimdeki bu sıkıntı geçmeyecek.Unut_muş gibi yapabileceğim sadece.Çok incindim...Çok üzüldüm.Bu kadarını hak etmemiştim.Ama insan her zaman hak ettiğini yaşamaz ya,hayat bu yöneticisi biz değiliz kâinatın.
Olanlara susuyor olmamın aferinlik bir durum olduğunu söylemişti...O zaman ben sustukça neden üzerime gelindi.?
Ben ya sabır Rabbim sana sığındım,dilime kalp kırdıracak sözler telaffuz ettirme derken,neden o sözleri işitti kulaklarım...Ve sonra hiç böyle olmamış gibi neden ben kabahatli oldum...
Ne istediğini gayet iyi bilen biri olarak neden üzülmemeyi beceremiyorum.Kendimi çok değersiz hissetmemi sağlayan bu cuma gününe çok sayıp sövüyorum.Biliyorum hepsi bu merkürün yüzünden.Bu yüzden daha çok tahammüllü davranıyorum ama insanım ben.Her ne kadar şu an insan dışı bir sabırla hareket ediyor olsam da yine de suçlanıyor olmak nasıl bir iştir Allah'ım...
...
Geçicek...Yarın kimse bir şey hatırlamayacak.Peki ya benim yaralarım...Nasıl iyileşecek...? ! 

23 Ekim 2014 Perşembe

Lâl

Son günlerde anlatmak istediklerimin çokluğundan mı bilinmez,iyice içe kapanık bir insan oldum.Kalbimi öyle kapattım ki,anahtarını nereye savurduğumu bulamaz haldeyim.
Sus diyordum kendime...Suss...Şimdi konuş desem ne fayda.Üşeniyor artık uzuvlarım kendini anlatmaya.
İzlemek ve sindirmek...Olanlarla büyümek,olmayanlara yetinmek...Tek yapabildim bu...Hakkını verebilirsem dilim tekrar çözülecek...


20 Ekim 2014 Pazartesi

Rûya...

Hep diyorum ya ;ben rûya görmek istemiyorum diye.Çünkü çok etkisinde kalıyorum gördüklerimin.
İşte bu yüzden dün gece ki rûyayı görmemeyi çok diledim...Belki de bu kadar çok içimden geçirdğim içn rûyama girdin...
Ne olur gelme bir daha...Haber verme kendinden...Bilmeyeyim seni,yeterince zorluklar yaşıyorum zaten bir yükte sen bırakma omuzlarıma..Çok merak ediyor olmama rağmen,görünme bana lütfen...
Herkes her şeyi unutur derler,bir ben mi unutamam.Bir ben mi geçmişimi kuyruk gibi taşırım peşim sıra...Takılma bana...Uzaklaş etki alanımdan...Mutlu ol lütfen ve mutlu kal ömrün boyunca.Benden uzak olmayı da lütfen ama lütfen unutma...
Elim kolum bağlı iken sana,hatırıma düşüp de zihnimi yorma...

13 Ekim 2014 Pazartesi

Hakikat

Bazen konuşmak gelmez içinden.Ya da çenen öyle bir düşer ki iç sesini bastırmak istercesine.
Arada kalmışlığın dibine vurduğun o vakit,saçmalarken dilin,hakikate sığınır benliğin...
Sen kimsin...Neyin peşindesin...Ruhuna üflenen nefesi hangi amaçla israf etmektesin...Kendine gel...Kendini hatırla...Dön ruhuna ve sığın içindeki doğrulara...

Aldığım ilhamlara selam ola...

8 Ekim 2014 Çarşamba

İyiyim Diyebilmeli...

Anlatacak çok fazla şeyim var.Nereden başlasam bilemiyorum.en baştan anlatmayı deneyeceğim...
...
Annemin ayağının alçıda olduğundan bahsetmiştim.Çok zor günlerdi.Söz vermiştim iyileştiğinde hep birlikte dışarı çıkacak onlara ne isterlerse ısmarlayacaktım.Alçının çıktığının ertesi ilk kez hep birlikte toplanıp dışarı çıktık.Genelde babam bizimle gelmez,gelse de işini halledip evine dönerdi çünkü.Gönül Kahvesine gidip kahve içtik,fotoğraf çektik.Çok güzel bir akşamdı.Herkes mutlu idi.ruh halimiz ziyadesiyle değişti.Ertesi gün saat 15:30 civarydı.Kışlık terliklerimin nerede olduğunu sordum anneme.Biraz üşüdüğümü ifade ettim.Saat 16 da patronumdan izin alıp dinlenme ihtiyacı hissettim.17 de ateşli halde yatıyordum.
Perşembe akşam üstü başlayan ateş, pazar gecesine kadar devam etti.40 dereceyi gördüm.Üşüdüm,titredim,midem bulandı,kustum.Ben böyle ateş görmedim.yılda bir kez ağır ateş geçiren üşüten ama ertesi gün hiç bir şey olmamış gibi dirilen ben,yatak döşek yattım ki kalkabileceğimden umutsuzdum bir ara.
Cuma akşamı tam ilacımı içip uzanacağım sırada başımı öyle kuvvetli bir şekilde koltuğun koluna vurdum ki o korku bana ömrümce yeter.Hiç bir hastalıkta öyle şiddetli çığlık attığımı bilmem ben.
Tam da şantın üzerine aldığım darbe,hayatıma vurulmuş mühür gibi işledi içime.
Neyse ki sorun oluşmadı...
cumartesi günü abim geldi.Canımın en içi geliyor iyileşirim dedim ama onu dinlerken içim geçip olduğum yerde uzanıp uyumaya başladım.Gözümü açabildiğim zamanlarda en fazla 3 lokma yiyerek ilaç içip tekrar derin uykulara daldım.Böyle geçen 4 günün sonunda ateşim düştü ama halsizlik bu güne kadar devam etti.Bundan böyle ne zaman üşütsem,ateşlensem şant olduğundan dolayı çok ağır geçecekmiş.İnşallah bir daha tekrarlamaz derken,inşallah her seferinde altından kalkabilirim diye geçiriyorum içimden.Bayramı herkesten uzak,evden hiç çıkmadan mümkün olduğunda yatarak geçirdim.Böyle ateş,böyle halsizlik bünyeme fazla.Çok zorlandım çok...Sanırım on beş günü geçti evden çıkmadığım süre.Artık toparlandım.Kansız kalmışım gibi koltuk beni çekse de,direniyorum yürümeye,hareket etmeye,gelen gidene gülümsemeye ve sohbete katılmaya.
Bunu da atlattık ama bilmiyorum aynılarını yaşamaya gücüm kaldı mı...İnşallah uzun süre tekrarlamaz bir daha.Bu arada rengarenk,model model lifler örüyor,işlerimin hafiflemesi sebebiyle boş kalan vaktimi değerlendirip isteyen arkadaşlarıma satıyorum.Son zamanlarımın en keyifli aktivitesi bu oluyor şimdilerde.
İsterseniz bir kaç örnekle anlatayım güme renk katan işleri aşağıda....:)
Her ne olursa olsun,keyfiniz daim olsun efenim.Hayata karşı enerjiniz hiç bitmesin...Kendinizi iyi hissedebileceğiniz sebepleriniz cebinizde hazır dursun...
Ve her şartta iyiyim diyebilmenin şifasına sığınalım hep birlikte inşallah...









22 Eylül 2014 Pazartesi

Hayat...


/saçlarım,hayatın ta kendisi.../

Alttaki saçlarımın üsttekilerle aynı boy olmamasından duyduğum sıkıntı... Öte yandan Üstteki saçları kesip,eşitlemeye yanaşmayışım... Tuhaf gel-git
Hayatta böyle değil mi zaten...Doğruyu bilmekle,yanlışı istemek arasında bir çizgide yaşamıyor muyuz çoğu zaman...




17 Eylül 2014 Çarşamba

Liseli Olduk Bizzz

Çocuğu okula başlayacak olanlar pazar akşamı ve pazartesi sabahı facebookta bir çok paylaşım yaparak heyecanlarını yansıttılar.Ben de çok heyecanlıydım oysa ama yazmadım.
...
Benim canım...Hayatımın anlamı...Yaşama sevincim...Birtanem...Çok sevdiğim...Ablasının canı,herşeyi...Liseye başladı dün...Doğduğu gün hastane odasında yanı başındaydım.O gün bugündür tatiller dışında hiç ayrılmadık...Üniversite ve askerlik zamanında ne yaparız bilemiyorum...Şimdiden bunun kaygısı düşse de kalbime,büyümesi,yeni bir yaşamın kapılarını aralıyor olması öylesi güzel ki...Puanı düşük olmasına rağmen en istediğimiz okul çıkıp şansı yaver gitmişti.İnşallah kaderi de güzel yazılmıştır canım oğlumun...İlk gün babası götürmek istedi.Hem yolu öğretsin hem ortamı bir görsün istedi.Hiç hayır demedi bizim oğlan.Babasının yanında olmasından mutluluk bile duydu,şaşırdım...
İnşallah hep böyle uysal,hep böyle bağlı olur önce babasına sonra sevdiği,seveceği herkese...
Babası bir kaç saat bahçede beklemiş,Biraz çocuklarla sohbet etmiş,okuldaki görevlilerle laflamışlar falan.İstemiş ki molalarda oğlu onu görsün,yalnızlık çekmesin.İlkokula gitmiyor,bu tavır biraz fazla evet ama bizim baba da böyle işte...Onun gözünde evlatları hiç büyümüyor.Neyse eve geldi gelmesine de okul kaçta kapanacak o gün öğrenememiş bir türlü.Beklemeye başladık bizim çocuğu.İstedim ki ilk gününde kapıdna uğurlayamadım ama kapıdan girişini görebileyim.İlk heyecanını,anlatacaklarını,lise formalı halini göreyim.Tüm işlerimi bıraktım öğlen saatlerinde bekledim canımı.Tam geleceği esnada temizlik yapmam gerekti.Ve ben diğer odaları süpürürken gelmiş kendisi.soyunup giymiş tabi,göremedim.Sohbet ettik etmesine de benim içim rahat etmedi.Böyle planlamamıştım ilk günümüzü.Olmadı bu geri alalım günü demek geçti içimden...Olmadı tabi...Oldurduk ama biz...Ertesi gün yani bu sabah saat sekize çeyrek kala geldi çaldı kapımı.
Girdi içeri öptü yanaklarımdan.Gözlerimi yarı açar haldeydim ki bekliyor baş ucumda.Öp beni der gibi.Uzat bakim yanağını dedim...Öptüm,kokladım canımı...hiç bir şeyle ölçülemeyecek bir duyguydu.Ne güzel olmuşsun sen,nazardan korusun Rabbim seni dedim.Gülümsedi.Gidiyorum ben hadi kalk işe geç kalacaksın dedi.Bir gıdı ver de uyanayım dedim.bu sefer vermedi.Anlaşılan büyümüş benim oğluşum:) Herşey tamam;öp kokla ama gıdıyı öpmekten mahrumuz artık.O en güzel,o en masum,o en bebek kokan noktadan nasiplenemiyoruz artık...Büyüdüğünü ima eden tavrına itiraz etmeyişimle,gözlerinin içi gülerek çıktı odamdan.
Gitti ve geldi çok mutlu halde.Oturdu yanıma başladı anlatmaya.Olur olmaz herşeyden bahsetti.Ne yaşadı ise,ne hissetti ise.Bir arkadaşla ne paylaşmak geçti ise içinden,anlatıverdi ablasına,her zaman ki gibi.Allah'ım ne güzel bir mutluluk bu.Sen benim ablam değilsin,annemsin derken gözlerindeki ışık...Ben sana ne anlatsam beni anlarsın,kızsan bile haklısındır diyen bir evlat...Bir kardeş.Bir can var yanı başımda.Allah'ım sen zihin açıklığı ver kardeşimle birlikte tüm öğrencilere.Şansları,kaderleri iyi yazılmış olsun.Senin yolundan ayrılmadan,hayat çizgilerinde yürüsünler ve büyürken canları hiç acımasın lütfen...
Onun canı acırsa ben ölürüm sanki.Nasıl kaygılıyım bilseniz.Çocuklara liseye başlayanlar anlayabilirler beni sadece.Son günlerde ne kadar tehlikeli bir ortam oluştuğunu okul çevrelerinde...Çocukları nasıl bilinçlendirmeli de nasıl yakınlaştırmalı kendimize...sorular,sorular...Hoş geldi kaygılar...Biz liseli olduk.Her gün bedenim  dünyevi işlerle uğraşır iken ruhum tekrar lise sıralarında oturuyor sanki...Ne güzelmiş abla olmak...Ne güzelmiş kardeşin okuldan gelmesini beklemek...Sanki ilk kez yaşanıyor bu duygular.Bu yıl başkayız efendim biz.Bu yıl yeniden doğduk sanki.Lise...Üniversiteye adım adım...Hayata koşuyoruz biz artık.Hedeflerimiz oluşuyor,uğruna çalışacak,amaçlarımızı belirleyip zamana karşı yarışacağız...Ama en önce...Herşeyden önce o mutlu olsun diye ne gerekiyorsa onu yapacağız...Önce mutlu bir birey olsun ki şükür öyle.Sonra başarı gelir nasılsa.Lise...Deneyim...Demeyen,daha oraya gelmeyen anlayamıyor ne hissedildiğini.Herkesin bir kez yaşaması gerekiyor bence...Çocuğundan ya da çocuğu gibi olan kardeşinden...
Hayırlı yazılar vardır kader çizgisinde inşallah...bu uğurda ne yapılması gerekiyor ise ablası oğluşunun yanı başında daima...


11 Eylül 2014 Perşembe

BİTTİ

Söze nasıl başlasam bilemiyorum ama bu günü anlatmazsam çatlarım.Elimin ayarı kaçabilir,bunun için şimdiden kusura bakmayın efenim...
...
Annem ayağının liflerini zedelediği ve ayağı alçıda olduğu için gelemedi ama babacımla beraber gittik,doktora.Randevu almadan gelin,girin demiş doktorum.Sabah dayım gelip aldı arabayla.Götürdü ve dönüşte de bir noktadan yine bizi alıp evimize getirdi. Ee o zaman detaya girmenin tam vakti.
Nasılsın dedi Tamer Beyciğim...Çok iyiyim dedim.Kendisinin nasıl olduğunu sordum.Ama zaten benim odaya öyle bir enerjiyle girişim vardı ki,kötü olamazdı o dakikadan sonra.
Şikayetlerinin olmaması durumun iyi gittiğine işaret olsa da biz bunu bir görelim dedi. Mr mı istersin tomografi mi diye sordu.3 gündür mr korkusuyla uyuyamıyor ve dudağımda uçuklar çıkıyor olmasına rağmen siz bilirsiniz dedim.Hangisini isterseniz ben hazırım.Sen tercih et,benim için fark etmez dedi.Zamanın varsa mr yok ise tomografi...Ama bil ki tomografide çok yüksek radyasyon alacaksın.Ben seçeceksem tomografi olsun çünkü kapalılık korkusu sebebiyle uykularım kaçıyor dedim. ahh dedi nasıl unuttum ben bunu.Tamam o zaman mr ı unuttuk gitti.
Yüzümdeki gülümseme daha içten bir hal aldı.Teşekkür ettim tomografi odasına doğru yol aldım.
Farklı bir hastane,farklı personel...Çok iyi kalitede ilgi,alaka...
Binanın çok dar olması haricinde her şeyi beğendim.Ben alışmışım buradaki 5 yıldız kalitesindeki hastaneye,Afiyet Hastanesi çok küçük geldi gözüme.
Neyse efenim tomografi bölümüne inince dedim ki kaç dakika sürüyor hastanenizde bu tetkik.
Verilen cevap tamı tamına şöyleydi.
2 dakika.Bilemedin 3.En fazla 4.5 dakikayı geçmez.Gülümsedik...Uzandım...Hızlı nefes alışlarıma son verdim.Hazırım dedim...bitti cd mi alıp doktorumun yanına gidecektim ki; doktorunuz kim dedi filmi çeken kişi.Tamer Tekin dedim.Eski hastaneden hastasıyım.8. ay kontrolümüze geldim.Nasıl bir ameliyat yapmış böyle.Sonuç harika dedi.gülümsedim.İyi doktordur evet ben de kendimi çok iyi hissediyorum dedim.
aldım cd mi gittim doktorcuğumun yanına.Tam odasına girecektim ki önümden giriverdi adamın biri.Sen bekle biraz derken doktorum bana,sanki mahcup olmuş bir edaya büründü.Tabi ki dedim.Vaktim var benim.Bir kaç dakika sonra gelip yanıma,odasına davet etti.Elimdeki cd yi verdim.Gözlerimi gözlerine yapıştırdım.Bekledim...
Bitti dedi...Artık bitti.hidrosefali tamamen bitti.bos akımı düzgün,şant çalışıyor.birikmiş tüm sıvı boşalmış.Beyin artık tamamen normale dönmüş.
eski halini hatırlıyormusun dedi.Evet dedim.Gel dedi bak şimdiki haline. Görüyormusun beynin uç kısımları ne kadar sivri.İşte tam da biz sağlıklı insanların beyni gibi.Artık sende aynı bizim gibi bir beyne sahipsin.Bitti...Hastalık bitti.
Şant düzgün çalışmaya devam ederse tamamdır bundan böyle.1 sene sonra görüşelim ve sadece şantın çalışıp çalışmadığıyla ilgilenelim. Tıkanma olmaz ise yolumuza aynı mutlulukla devam edeceğiz...Olmayacak dedim.tıkanmayacak...Çok iyiyim ben...Böyle devam edecek...Gülümsedi.O ciddi adam,o askeri eğitimli insan beni gördüğü andan itibaren hep gülümsüyordu.Ben onu o ciddiyetiyle de sevmiştim ama benden enerji alarak karakterini yumuşatması ayrıca hoşuma gitmiyor değildi.
Odasından çıkarken dedim ki uyuşukluk devam ediyor başımın kesi olan bölümünde.Devam edecek dedi.normal kabul etmeli artık bunu.Nedense üzülmedim...Aslında hiç bir türlü alışamamıştım bu hale.
Sonra aklıma geldi,dedim ki benim tek problemim bağırsaklarım.Sanırım şant bağırsaklarımı tahrip etti.Çok ciddi derecede ishal durumu söz konusu.Her yediğim dokunmakta.bu sebeple bir kaç kilo bile aldım...
Doktorumun cevabı aynen şöyleydi; o benden değil.Sen bu sorununun sebebini başka yerden ara.
bu okunduğunda kaba gibi algılanabilecek cümleyi öyle güzel ve sempatik bir şekilde söyledi ki benim cümlelerim ise kendimi ayıpladığım cinsten idi.
Resmen kafa tuttum adama
bağırsaktan geçen şant,tahribat yaptı bu yüzden ne yesem dokunuyor diye düşünüyorum.Yanlış düşünüyorsun dedi.Şant plastik bir madde metal değil ki zarar versin bağırsağına.Ama dedim bağırsaklarım zaten rahatsızdı benim.Etkilenmiş olmalı ki hemen ameliyat sonrası bu hale geldim..
Hayır dedi şanttan bir sorun yaşasak bu deri dışına da yansırdı.Var mı allerjik bir durum yok hayır problem içimde benim.O problem benden değil.Değil yani.eminim değil...
Adamı da delirttim sonunda:)
Ama ben hala direttim...Bu denli sorun yaşıyor olmak ve zamanlamanın sonucunda daha başka ne düşünebilirdim ki...Yeniden bağırsak kisti oluşabilme ihtimalini düşünüp sinirlerimi mi bozsaydım yani?
Şeker hastalığım sebebiyle kolonoskopiye girmek yani bir gün öncesindeki hazırlık dönemini yaşamak çok ciddi anlamda zor olduğundan,bu şüpheyle yaşamak istemiyorum.bu yüzden kendimi şanttan olduğuna inandırmıştım.Değilmiş...Yapacak bir şey yok...Kudret narı iyi gelirmiş,iç organlardaki yara ve tahribatlara.Bitkilere bel bağlıyorum şu günlerde.
Ama en önce bugün aldığım yüksek radyasyondan kurtulmanın yollarını arıyorum.Hidrosefaliyi yenmiş iken kansere teslim olmak istemem.Ama göze aldım.Şimdi litrelerce su içiyor.Banyo yapıyorum.Bu sayede biraz daha hızlı atabilirmişim vücuttan.1-2 gün çocuklara yaklaşmamak da gerekli biliyorum.Korkum sebebiyle göze aldıklarımdan,kimseye zarar gelsin istemem.Şuan radyasyon yüklü bomba gibi hissediyorum kendimi.Yaklaşmayın,yakarım cinsindenim yani...
Çok mutluyum bugün...Sanki herşey bitti.Bir daha hiç tekrarlamazmış gibi...Artık atlattım,iyiyim demek istiyorum.Haykırmak istiyorum yendim ben hidrosefaliyi diye.Ama korkum baki...Bu ahstalığı yaşayanların sadece yüzde onunun ömürleri boyunca 1 kez bu ameliyatı olamsı diğer herkesin çok defa tekrarlaması...Korkutuyor.Ama bu korkuyla yaşayacak olmak korkutmuyor.
Ben iyiyim.İyileştim...Zaman zaman biriken sıvıdan dolayı baş ağrım geliyor olsa da dinlenince normale dönebilmenin tadını sonuna kadar çıkarıyorum.Yorulunca canım yanıyor,göğsüm,karnım,mide boşluğum yani şantın geçtiği yol sancıyor dedim.Ama ben umursamıyorum.Dinlenince iş güce devam ediyor,yok sayıyorum dediğimde;sen bildiğin gibi yap kimseyi dinleme dedi.Kendini en iyi sen tanırsın,kısıtlama...
Ben bu adamı seviyorum.Sevmem için çok neden var...Hepsini sayamıyorum.Bana benim gibi yaklaşan,hastalığımın özel olduğunu farkında olup diğer her şeyi önemsiz kabul eden bir adam o.Adam hastalığın öneminin,pozitif enerjiyle yok sayılacak olduğunun da farkında.Daha doğrusu bunu benimle farketti desek daha doğru.Beni tanıdıkça enerjiye inanır oldu.Sadece tıbba kulak veren,kurallarla ilerleyen biri iken,şimdi her şeyin iyi olacağına inancımın,beni düze çıkarmasının keyfini o da benimle beraber yaşıyor.bu kadar kısa sürede(sekiz buçuk ay) tamamen atlatmış olmak onu da şaşırttı.Önce yorumlayamadı gördüklerini sonra filmlerdeki gibi uzun süre ekrana bakmasının ardından gülerek tek cümle kurdu bana."bitti."
O an boynuna atlayıp sarılmak istedim.Sanki çok daha büyük bir hastalığı yenmiş gibi sevindim.Daha büyüğü yok idi bence ama varsa da onu bile yenmiştim bugün.Tüm dünyaya göğüs gerebilecek,her şeyi sırtlayabilecek haldeydim o an.
Mutluyum yani...Mutluyum işte...Yendim...Bitti...Şant tıkanmaz ise bitti.Ama üzerine para verseler,dünyaları verseler şantı çıkarttırmam o da ayrı.Ben seviyorum şantımı. Uslu uslu durdukça,yaşar gideriz beraber.Etliye,sütlüye karışmasın yeter...
---
Bağırsak sorunum almış başını gidiyorken annem el koydu duruma.Domates yiyemiyordum.Ne pişmişini ve çiğ olanını.Çeşitli şekillerde denedikten sonra çözdük meseleyi.Domatesin çekirdekleri dokunuyor bana.Şimdi her sabah annem çıkarıyor çekirdekleri sadece kabuk kısmını doğruyor bana.Yemeklere de koymuyoruz artık,salça var nasılsa.
Salatalığı da aynı şekilde yapmaya başladık.Evet çekirdeğini çıkarmak biraz zahmetli ve pek bir şey kalmıyor geriye ama yiyebiliyor olmanın mutluluğu kalıyor bize ya yetiyor da artıyor bile.
diğer gıdaların da bakacağız bir çaresine.Getireceğiz, yenilir-yutulur hale.

Bu arada tam odasından çıkarken uzattığı kartvizitin turuncu renkte olması tesadüf değildi.en sevdiğim renk turuncu.Herşeyim turuncu olabilir,her an gözlerimi turuncu bir şeye dikip bakakalabilirim.Mutluluk sebebi benim için.beni tanıyanlar bilirler,yaş sebebiile herşeyin turuncu olması elbette mümkün değil ama yolculuk ettiğim otobüsün koltuklarının turuncu olması bile büyük keyif...Yanı başımda duran objelerin turuncu olması,odamın perdesinden turuncu ışık sızması gibi gibi...Hayat benim için...Pek önemli...Ve bu özel günde uzatılan kartvizitin rengi,o güzel adamın ismi ile birleşince ayrı bir önem taşıdı...
...

Velhasılı kelam çok uzadı biliyorum.Ama siz de beni bilirsiniz başladı mı parmaklar klavye üstünde dans etmeye,pek kolay susamıyor işte.Sekiz buçuk aydır benimle beraber üzülüp,gelişmelere sevinen,kalbi gerçekten benimle beraber atanlaraydı bu yazı.Ben sizin dualarınızla iyileştim.Çok şükür,bin şükür bu sonucu bana duyuran,gösteren Rabb'e.Doktorumla birlikte baktığım o ekran gözümün önünde.gitmez uzun süre.Artık benim beynim de siz diğer insanlarla aynı şekilde.
Dikkat etmeye devam...Biri vücuduma dokunsa,şakadan vuracak gibi olsa tekme tokat girişecek hale geliyor olsam da bazen,alışacağız şanta...Benle beraber yakın çevremdeki herkes de alışacak bu duruma.Nasıl ki bir tek ben yaşadım ama beni tanıyan neredeyse herkes bilgi sahibi oldu bu hastalıkla ilgili.Bu da yaşadığım sorunun en güzel geri dönüşümü idi.
Herkes araştırmış,öğrenmiş,bilinçlenmiş...Ne mutlu bana.Ne mutlu bana ki,başa gelene sabırla atlatabilmişken,insanların bilinçlenmesine vesile olma şansına eriştim.
bugün aldığım haber hatrına,bu ana kadar yaşadığım her şeye sonsuz şükürler olsun...Hamdolsun derdi verip dermanını buldurana...O süreçte kalpten sabır ve enerjiyi eksik etmeyen Allah'a...








10 Eylül 2014 Çarşamba

Pazartesiden Perşembeye

Uzun cümleler kuracak kadar ne vaktim ne de taakatim var bugün.
Dün akşam sancı içinde eve gelen annemin sabaha kadar sızlayan ayağı ile karşı karşıya bakışarak oturmamız,bir türlü hastaneye gitmek için ikna edemeyişimle geçen saatler.Sabahı zor ettik ama öğleden sonra kendimizi hastanede bulduk.Önce muayene ardından röntgen ve alçı.Teşhis ise burkma sonucunda ciddi doku zedelenmesi,lif kopması ve belki de çok ince çatlakların oluşma ihtimali.(çatlaklar çok ince olduğunda röntgende görünmez imiş.) tüm bunlar için alçıya alınması uygun imiş.Şimdi ayak bileği dize kadar alçılı.
Daha önce hiç alçıya alınırken görmemiştim bir uzvu.Hep merak ederdim.Pek keyifle olmasa da merakla izledim.Değşik bir deneyimdi.bunu da öğrenmiş oldum.Artık modern alçının nasıl yapıldığını biliyorum.Merak kötü şey ama deneyim sahibi olmak paha biçilemez.Bu günü de böyle tamamladık.Zamanın bizden aldıklarını değil de bize ne kattığını düşünmekle yaşlanmak istiyorum.Bunun için çok ama çok çaba sarfediyorum.Mutlu olmak senin işin demişti günün birinde bir büyüğüm.bu söz çok hoşuma gitmişti.Gerçekten öyleydi.Ben Eksilerle başlayan yaşamdan sayı doğrusunun nirvanasına uzanmak için yaşıyordum.doğanın kanununa aykırı gelen ne var ise elimin tersiyle itiyor her durumdan mutluluk çıkarmayı deniyorum.
Evden çıkarken tartıştığım annemin yoldan araması ve seni özledim gel de biraz daha tartışalım demem üzerine eve sancı içinde gelince hissettiklerim...Hayat kısa...Nolur birbirimizi üzmeyelim diyen iç sesim...
Ve gece sabaha karşı uyumaya gider iken elimde telefonum,karımda inleyen annemi ikna çabalarım ve koyduğum teşhis...Ayağın çatladı senin...Alçıya alınsa rahatlayacaksın...
Sanki tıp okudu diye söylenen bir anne.Gitmem ben doktora falan sabaha bir şeyim kalmaz benim diye devam ederken,doktorun bugün söyledikleri...Annemin bana bakışı.Sen bu işi biliyorsun deyip göz kırpışı...Herkes okur 6 yıl tıp,benim deneyim 30 yıl.Hafife almasak mı ne? :)
Bir arkadaşımın deyimi ile ordinaryus gibi insanım.
Buna binayen bir iki örnek vermek geçer içimden.
2 gün öcne bir arkadaşım aradı.Eşi benim bir zamanlar aile doktoruma muayene olmuş ve şifa bulmuş idi.Ne sağlık sorunu olsa anlatır benden iyi doktor tavsiyesi isterdi.Bildiğin kadın hastalıkları doktoru var mı dedi.Önce evet deyip sonra tavsiye edecek biri olmadığını söylediysem de akabinde tekrar arayıp bir telefon numarası verdim.Metin beye benim adımı ver.Kendisi iyi bir doktor olup çevresi geniştir.Sana mutlaka iyi bir doktor önerecektir dedim.Ona güvenebilirsin.
Geçenlerde patronum aradı.Bir takım sağlık sorunlarından bahsedip ne yapması gerektiğini sordu.Önce oralı olmadım.Bana neydi ki.Kimdim ki ben.Sonra durumun ciddiyetini anlattı.Ve benim yaşadığım sıkıntının birebir aynısı olması sebebi ile,hastaneye gidene kadar sancısını durduracak bir kaç tavsiyeye ihtiyacı vardı.
Ertesi sabaha kadar alabileceği basit bir kaç önlem önerdim.Sanırım o gece rahat etti.
tüm bunları anlatıyorum da 2 gün sonra beyin cerrahisi kontrolüm olduğunu ve mr ister ise diye korkup günlerdir uykularımın kaçtığını anlatmıyorum.O makinanın içine girme ihtimalinin beni nasıl korkuttuğundan hiç bahsetmiyorum.Tomografi istemesi bir nebze daha rahat olacak ise de yine de sıkıntı benim için.Bilmem kaç milimlik şırıngalar ile karnının kaba etinden canlı kanlı operasyonlar geçirmiş ben,6 ameliyat ve narkozsuz atılan sayısız dikişlere dayanmış ve bir damla göz yaşını yanağa düşürmemeye özen göstermiş ben korkuyorum efenim.Nasıl bir zaaftır bu bilmem ama böyle bir şey işte.Neyse...Terzi kendi söküğün dikemez misali de değil aslında.tüm buhranlardan kendimi tanımamla çıkabilmişliğim var. Herşeyin üstünden girip altında ezilmeden durumu kotarıyorum çok şükür,bin şükür...Bu kadarı da nazarlık olsun değil mi?
Azıcık panik ve stres de alacağım  güzel haberlere giden yolda tuz biber olsun çekilen sıkıntıda...

Uzun lafın kısası mahiyetinde başladığım yazımı lastik gibi uzatabilmeme şaşmamalı.Bu ne ilkti ne de son olacak...Hayırlı geceler ve mutlu sabahlar efenim...

30 Ağustos 2014 Cumartesi

Evrene Mesajımdır




Evrene Mesajımdır;





Bir şeylerin iyi gitmesine çok ihtiyacım var şu günlerde...
Sesimi duyan evren,cevap versin kısa sürede...

21 Ağustos 2014 Perşembe

Son 24 Saatin Hissiyatı


/Siz, hiç,birinin baş ağrısını paylaştınız mı? ! /

24 saatlik stresin ardından dünyaya döndüm tekrardan...
Ben artık rüya görmek istemiyorum...Bunu daha önce de yazmıştım ve çok kere de yazacak gibi görünüyorum...
Neyse efenim dün annemi aradım.Babam açtı telefonu sinirliydi beni kapat.Benim telefonumdan ara annene ulaş dedi.Benim babam hiç sinirlenmez,kızmaz,bağırmaz.O halini anlayınca panik oldum.Evdeki diğer telleri aradım.Annemin de sesi bir garipti.Önce anlatmak istemedi.Israrcı olunca başladı anlatmaya.Karasu'daki eve doğalgaz döşemeye karar vermişlerdi.Ama icraat bir türlü tamamlanamadı.Meğer bir dolandırıcılık il ebaş başa imişiz.Başvurduğumuz şirket işi bitirmeden parayı alıp ve çok kişiye aynı durumu yaşatıp,kilit vurmuş,kaçmış gitmiş.Bizimkiler hiç bir işte paranın tamamını vermez iken çok cüzzi bir miktar parayı bırakıp neredeyse hepsini vermişler.Para bir yana dursun zamanları çok az.Lise kayıtlarımız var ve hafta başında burada olmak zorundalar.Lakin şimdi başka bir doğalgaz döşeme firmasıyla anlaşıp çizimdir,mühendistir derken yeni bir masraf yeniden bir zamana ihtiyaçları var.
Annem çok üzgündü.Dedim ki nolur yapma.Giden para olsun ki zaten çok yüksek bir para da değil.Bulunur,ödenir.Senden,sizden değerli mi...Ben ne kadar yapma etme desem de hepsinin şekeri yükselmiş,tansiyonları fırlamış.Ne kadar lazım dedim hemen havale yapayım size.Yarın halledin.Salı günü İstanbul'a dönersiniz.Çarşambaya kadar vaktimiz var lise kayıtları için.
Sakinleştiremedim. Üzülmelerini engelleyemedim.Babam karakola ifade verip ortadan kaybolan firma sahibinin peşine düşerken annem giden para ve zamanın peşine düşmüş oldu.Yeni bir firma bulundu.Yeniden ücretler verildi ve çalışmalar hızlı bir şekilde ilerliyor şuan.Haliyle onlar da bir nebze olsun sakinleştiler.Ama ben...Ahh ben...Dün gece 22 olmamıştı yataktaydım.Sabah 9 da işe zor başladım.Baş ağrısı...En kuvvetlisinden...En özelinden...En geçmez sandığımdan...

Öğlene doğru dayanamayıp bir ilaç aldım da hafifledi neyse ki.Acaba şant mı tıkandı diye düşünmedim değil.Ama öyle olsa idi uzun yıllardır olduğu gibi,ilaç içtiğimde baş ağrım geçmez idi.Şükür...Geçti...

Çalışmak çok zor olsa da bugün,iyi geldi.Zihnim temizlendi.
Allah'ım...elbet maddiyat önemli.Onsuz olmuyor hiç bir iş ama ailemin sağlığı her şeyden önemli.Onlara bir şey olacak korkusu beni yedi bitirdi.
Bir gün diyorum...Bir gün...O gün hiç gelmesin nolur...Düşündüğüm her şey gerçekleşmesin...Varsın ben merak edeyim.Ama bazı şeylerle yüzleşmeyeyim...

Yani herkes iyi olsun da varsın ben baş ağrısı çekeyim...Ben kendime gelirim de,  onları iyi edemeyişim içimi burkuyor...Ve yazımı bugün bir arkadaşımın bana yazdığı cümle ile bitireyim...

Senin başın ağrımasın...Benim ki ağrısın.Ver ağrını bana,sana bir şey olmasın,dedi...Kalbime öyle bir şeyler çöreklendi ki...Anlatamıyorum,anlatılmaz...Anlayamazsınız...